“Ne desek eksik Paşa, ne yapsak eksik!” - Payitaht "Abdülhamid" Dizisinden


Memlük Sultanı Kayıtbay tarafından Peygamberimizin kabrinin (hücre-i saadet) üzerine yaptırılan ve “kubbetü’l-hücre” veya “kubbetü’n-nûr” diye anılan kubbenin yerine taştan yeni bir kubbe yapıldı, üstü de kurşunla kaplanarak yeşile boyandı. Günümüze kadar gelen ve Mescid-i Nebevî’nin simgesi olan bu kubbe renginden dolayı “Kubbetü’l-hadrâ” olarak anılır.

Peygamberimize derin hürmet duyan II. Mahmud, İstanbul’dan gönderdiği mimarlara, inşaat esnasında Resulullah’ı rahatsız etmemeleri konusunda sıkıca uyardı. Sultan, işçilerin çalışırken hiç dünya kelâmı kullanmamalarını ferman buyurdu. İşçiler konuşmak zorunda kalmaları halinde Esma’ül Hüsna sembol olarak verildi.

Peygamberimize derin hürmet duyan II. Mahmud, İstanbul’dan gönderdiği mimarlara, inşaat esnasında Resulullah’ı rahatsız etmemeleri konusunda sıkıca uyardı. Sultan, işçilerin çalışırken hiç dünya kelâmı kullanmamalarını ferman buyurdu. İşçiler konuşmak zorunda kalmaları halinde Esma’ül Hüsna sembol olarak verildi.

Derviş Ahmed Peşkârîzâde tarafından kaleme alınan “Tayyibetü’l-Ezkâr” isimli hâtıratta, Osmanlı döneminde Ravza-i Mutahhara’da gözetilen edep, hürmet ve nezaket şöyle anlatılır:

“Yatsı namazı kılınıp cemaat gittikten sonra, Ravza vazifelileri olan ağalar, ellerine birer fener alıp Harem-i Şerîf’i köşe köşe gezer ve Bâbü’s-Selâm’a gelip kapıyı kapatırlar. Eğer içeride bir kimse görürlerse; “Bismillah!” diyerek dışarı çıkmasını işaret ederler. Zira Harem-i Şerîf’te dünya kelâmı olmaz. Eğer Hücre-i Şerîf’te bir kimse olursa, ona da; “Lâ ilâhe illâllâh!” diye seslenirler.

Güneşin doğmasına üç saat kala, (yani teheccüd vakti girince) müezzinlerin reisi kapının dışında bir kere; “Lâ ilâhe illâllâh” diye nidâ eder. İçerideki nöbetçiler bunu duyunca; “Muhammedü’r-Rasûlullah” diye seslenirler ve sonra kapıyı açarlar.”

II. Mahmud, 1819’da Hücre-i Saadet olarak adlandırılan Peygamber Efendimizin kabrinin bulunduğu alana hediye ettiği şamdanla beraber bir de naat gönderdi. Bu şiir, Osmanlı sultanlarının Resulullah’a olan hürmet ve muhabbetlerinin bir vesikasıdır:

Şamdan ihdâya eyledim cür’et ya Resulallah!
Murâdımdır ulyâya hizmet, ya Resulallah!
Değildir ravdaya şâyeste, destâviz-i nâçîzim,
Kabul eyle, kıl ihsan ve inâyet, ya Resulallah!
Kimim var hazretinden gayrı, hâlim eyleyem i’lâm,
Cenâbındandır ihsan ve mürüvvet, ya Resulallah!
Dahîlek, el-emân, sad el-emân, dergâhına düştüm,
Terahhüm kıl, bana eyle şefaat ya Resulallah!
Dü âlemde kıl istishab Hân-ı Mahmud-i Adlîyi,
Senindir evvel ve âhirde devlet ya Resulallah!

Yorum Gönderme

0 Yorumlar